Benim dünyalar güzeli kız kardeşim Beyza’m evlendi
geçtiğimiz hafta.
Madem düğün Giresun’da, 4 günümüz var, doğu karadenizi
gezelim, düğünümüzü de yapalım gelelim dedik. Yol arkadaşlarım Mehmet Baş, Seda
Çavdaroğlu ve Tayfun Er’e çok teşekkürler bu gezi için. Arada bir Tayfun’u
karadenize itmek istediğim doğru. Ama o da olmasa tek düze bir gezi olurdu,
kiminle uğraşacaktık değil mi J
(avuntum bu:D) Bu yazımda size Doğu Karadeniz’de neler yapılmalı, biz ne yaptık
sevdik ne yaptık sevmedik onlardan bahsedeceğim. Aşağıdaki haritada gittiğimiz yerleri görebilirsiniz. Fotoğrafları büyütmek için üstüne tıklamanız yeterli.
Başlıyoruz J
Başlıyoruz J
İlk gece- Trabzon
Trabzon havaalanına gece varıyoruz. İlk Trabzon’a uçtuğumda yanımdaki amca “haçen
korkmaysun değil midur? Bak! Denize ineyruzzz” demişti. Evet, baktığımda denize
iniyorduk J
Denizi doldurmuşlar havaalanı yapmışlar. Yani korkmanıza kısmen gerek yok,
gerçekten orada bir havaalanı var. Ha uçak duramazsa ne olur, tutturamazsa ne
olur diye düşüncelere girecekseniz, hiç tavsiye etmem, siz manzaranın keyfine
bakın derim J
Anadolu jet ile uçarsanız, indirimli araba
kiralayabiliyorsunuz. Biz de oyle yapıyoruz. Otelimiz Trabzon’da Aksular
Otel. Gece otelimize varıp, hemen
yatıyoruz ki erken kalkalım.
1.gün Trabzon- Sümele
Manastırı-
Tüm doğu karadenizin sahil kenarını, denizi doldurup yol
yapan bir hükümetimiz var. Yolun iyi
olduğunu düşüneceksiniz belki, evet çok rahat 3 gidiş 3 geliş, adamlar yol
yapmış diyorlar ya ondan ama… amasını burada yazmayacağım, bir bağlantı
paylaşacağım, merak eden olursa araştırıp okuyabilir. http://www.gorelehaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=5120
İşte bu yolun hemen karşısında otelimiz, yani denize karşı.
Otel fiyatı, kahvaltı dahil 60tl. Burayı gitmeden once arayıp rezervasyon
yaptırmıştık. Gayet temiz bir otel. Biz
otelde yapmadık kahvaltıyı, çünkü hedefte kuymak yemek vardı!J Zigana çadırı diye bir
yer var, oraya gittik. Açık büfe kahvaltı ve kuymak yedik ama açıkcası ben
beğenmedim. Manzara harika ama kuymak için başka bir yere gitmeli. Fotoğrafımızı çekinip, ordan Sümela’ya
sürüyoruz.
Yol boyunca farklı bir ülkeye geldiğinizi düşünüyorsunuz. Dağlar arasında yeşilin bin bir tonu
içindesiniz. Evler dağlarda akıl almayacak kadar yüksekte ve aralıkta, nasıl
yaşıyor burada insanlar, bakkalları falan da mı yok dedirten cümleler kurmaya
başlıyorsunuz. İşte orada cevapsız sorularınız başlıyor J
Bir Karadenizli yakınım bana, burada eskiden komün yaşam
olduğu için hala o kültürün devam ettiğini anlattı. Komünizim hiç
beklemediğiniz yerde karşınıza çıkıyor diyelimJ
“PKK niye bizim dağlarımızda yok? Çünkü bizde self kontrol vardır. Dağlar
kontrol altındadır. Yolda bir yabancı görelim, sen kimlerdensin, kime geldin
diye sorular başlar. Eğer açsan kapıyı çalarsın, acıktım dersin, içeri buyur
ederler karnını doyururlar. Yatacak yer
lazımsa yatacak yer verirler. Herşey ortaktır bizde. Komün yaşam hala devam
ediyor karadenizde” diye anlatmıştı.


Sümela’da en aşağıdan yukarıya bir merdiven vardır. Ama o
merdivenden çıkarsanız, bilin ki tüm gün yorgunluktan başka bir şey
yapamazsınız J
Çok yüksek ve kayma riski fazla. Merdiven bazı yerlerde yok oluyor. Tavsiyem
minibüsler 1tl’ye yukarı kadar çıkarıyor, azıcık merdiven kalıyor. Orayı yavaş
yavaş çıkmanız. Araba ile giderseniz de, bizim gibi gazlı arabanız varsa,
benzin almayı sakın unutmayın, lakin gazlı araba o kadar yokuşu çıkamıyor,
benzine geçmeniz gerekiyor J
Sümela’da en ilgimi çeken frenks aşağıdaki oldu. Tur rehberi
dedi ki “ Gördüğünüz gibi Meryem ile Yusuf’un elleri birbirine değmiyor, bu
frenks bekareti anlatıyor”
Tabii ki Türk’lerin her yere isimlerini yazmasını atlamadan
geçemeyeceğim. Önümdeki çocuk eline kalem almış kazımaya çalışıyordu. Annesi
hiç sallamadı bile, neyseki kalem yazmadı… Güzelim frenkslerin 15tl giriş
parasına karşılık karalanmasına göz yummak…
Turizmden sorumlu devlet büyüklerimizin kültür değerlerimize ne kadar
önem verdiğini her tarihi mekan gezişimde ruhumun derinliklerine kadar
hissediyorum…
Neyse, güzel şeylerden devam edelim. Arabamıza atlayıp
virajlı yollardan Sümela’nın ilk girişine geliyoruz. Orada güzel restaurantlar
var bakınca, ama hiç zahmet etmeyin. Turlara özel çalışıyorlar. Biz 4 kişiydik.
Grup musunuz diye sordular, bakınca bize göre gruptuk, ama onlara gore değil J Bu yüzden çay bile
gelmiyor, hiç oyalanmayın derim, vakit kaybı.
Ordan yine güzel manzara eşliğinde Uzungöl’e doğru yola
çıkıyoruz.
Uzungöl benim en favori mekanım. Kesinlikle orada
konaklamalı, o havayı tatmalısınız!
Buradaki oteli ayarlamadan gittik. Daha once İnan
Kardeşler’de kalmıştım. En pahalısı orası diyebilirim. Otelin sahibi tahtaları
oyup ahizeler, masalar yapmış, onu geçtim tahtadan araba yapmış, çalışıyor haJ Orijinal bir otel,
kalmasınız da bir içeri girin çıkın J
Biz bu sefer spontane takılıyor otel soruyoruz. Derken Ensar
Otel’e karar veriyoruz. Hem göle yakın, hem odaları gölü görüyor hem de sabah
ogreneceğimiz bir durum, harika kuymak yapıyorlar kahvaltıda!
Kahvaltıda kesin kuymak isteyin. Garson abinin anlattığına göre kaynanalar damatları gelince, eğer damadı seviyorlarsa bolll yağlı yapıyorlarmış, boyle kuymakın üzerinde 2 parmak yağ kalıyormuş. Bu durumda damat sevilse mi iyiii sevilmese mi bilemiyoruz J Ha bir de biz kızlara bir uyarıda bulundu bu abi. “yaninizdaki erkeklere dikkat edeysünüz. Buradaki kizlar, evlenip buradan gitmek için koca bekleyler. Hele ki mühendisseniz, beklenen an, hemen veriyruz kizu size!” Tikkat tikkat! Erkek arkadaşınız var ise, yanınızdan ayırmayın yani J Mühendis olup da bekar olan erkek arkadaşlarıma da duyurulur J
Kahvaltıda kesin kuymak isteyin. Garson abinin anlattığına göre kaynanalar damatları gelince, eğer damadı seviyorlarsa bolll yağlı yapıyorlarmış, boyle kuymakın üzerinde 2 parmak yağ kalıyormuş. Bu durumda damat sevilse mi iyiii sevilmese mi bilemiyoruz J Ha bir de biz kızlara bir uyarıda bulundu bu abi. “yaninizdaki erkeklere dikkat edeysünüz. Buradaki kizlar, evlenip buradan gitmek için koca bekleyler. Hele ki mühendisseniz, beklenen an, hemen veriyruz kizu size!” Tikkat tikkat! Erkek arkadaşınız var ise, yanınızdan ayırmayın yani J Mühendis olup da bekar olan erkek arkadaşlarıma da duyurulur J
Neyse gelmişiz güzelim göl manzaralı otelimize! Şimdi sıra
göl kenarını turlamakta diyoruz, başlıyoruz yürüyüşe. Harika bir gün batımı
var! İçinize öyle bir oksijen çekiyorsunuz ki, yaşadığımız şehirlerde içimize çektiğimiz
ne diye soruyorsunuz kendinize… Geziyoruz, şımarıyoruz, foto çekiniyoruz tabii :)
Burada tereyağında alabalık meşhur. Tüm gölü
gezip, göl kenarında şımarıklığımızı yapıp kendimize yemek yemek için bir yer
bakıyoruz artık. Ha buarada, burası çok tutucu bir yer. Bir tane tekel
bulamazsınız. Biz adım adım gezdik, yok bulamazsınız :D Ama ortamı bir görün, dersiniz
ki “şu göl kenarında bir iki tek atmalı”! Yürürken lokantalara bakıyoruz, hiç
oyle bir durum yok. En son bir yer kalıyor. Canlı müzik yazıyor, dağda göle
karşı. Üşenmiyoruz, tek umut diye çıkıyoruz. Mekanımız fotoda gördüğünüz İnci Cafe. Genç işletmeciler karşılıyor bizi. Manzara harika! E karadenizdeyiz, tabii ki
her gittiğimiz yerde çay istiyoruz. Önce
çaylarımız geliyor, sonra alabalıklarımız ve salatamız. Sağdaki fotoya dikkat, renkler
tam burayı anlatıyor J
Derken gençlere bir umut soruyoruz. Şans ki, bizim gibi
keyfine düşkün bu gençler. Kendilerine aldıklarını bize veriyorlar, 1 adet bile
olsa, keyfiniz daha da bir yerine geliyor. Göl kenarında keyfimizi yapmadan
odamıza dönmüyoruz. Yağmur da atıştırıyor, şarkılar söylüyoruz, mutluluğu bol, oksijeni
içimize çekerek “yaşıyoruz” diyerek hissediyoruz… Odalara girmeden yağmurdan sırılsıklam olmuş halimizi de bir çekelim diyoruz :)


2.gün
Çamlıhemşin-Ayder- Batum- Sarp
Ensar Otel’de kahvaltının ardından doğru Çamlıhemşin’e gidiyoruz.
Çamlıhemşin küçük ama çok sempatik bir yer. Benim karadenizde en sevdiğim yer
Moyy Cafe’ye uğruyoruz.
Buradaki kahvenin tadını Türkiye’de aldığım başka bir yer yok desem yeri… Bir gün bana ait bir cafe olsun diye hayaller kurarsınız ya, orası işte burası! Gerek iç dizaynı gerek bahçe dizaynı gerek şarapları gerek fırtına deresinin o manzarası, sesi, kokusu, her şeyi ile çok güzel burası… Burada kahvelerimizi içip Ayder’e devam ediyoruz.


Buradaki kahvenin tadını Türkiye’de aldığım başka bir yer yok desem yeri… Bir gün bana ait bir cafe olsun diye hayaller kurarsınız ya, orası işte burası! Gerek iç dizaynı gerek bahçe dizaynı gerek şarapları gerek fırtına deresinin o manzarası, sesi, kokusu, her şeyi ile çok güzel burası… Burada kahvelerimizi içip Ayder’e devam ediyoruz.
Ayder’de enn tepeye çıkıp bu yazıyı görüp arabayı park edip,
aşağı doğru yürümeye başlıyoruz. Harika bir doğa karşılıyor sizi!
Yürürken sağda ters şişe modelinde adalet sarayını
göreceksiniz. Bir de onundeki fıskiyeli parkı. Eğer hava güzelse, yağmurlu
değilse. Her akşam 21:00’de su-ışık gösterisi oluyor burada. Denk gelirseniz
kesin izleyin, çok keyifli! Gürcistan Batum ışıl ışıl bir kent buarada. Her
yerde ışık gösterisi göreceksiniz. Bence akşam güzel bu şehir! Benim gibi ışık
manyağı bir kızın saatlerce sokaklarında yürüyebileceği bir yer… Hani çizgi
filmlerde olur ya, süslü püslü değişik evler, ışıklı falan, aynı oyle! Binaların
mimarisi harika! Her yerde heykeller var, aşkı anlatıyor çoğu. Bir de gün
batıyorsa siz gezerken, işte aşağıdaki gibi bir manzarayı izliyorsunuz…


Derken diyoruz ki, bu güzel sokaklarda bir bira içsek. Once
ilk bulduğumuz atm’den para çekiyor, fakirlikten paralı duruma geçiyoruzJ Derken ara sokakları
geziyoruz. Burada dikkat. Gürcistan’a Türk’lerin gelme mantığı bizimki gibi saf
değil. Kadınları para ile satın alıyorlar burada… Çok acı bir durum ki,
sokaklarda bu konuşmaları hep duyuyorsunuz. Bir insana para gözüyle bakılıp bir
geceliğine satılması… İşte ne kadar tutucuysa Karadeniz, o içlerindeki ateşi
söndürmeye buraya geliyorlar, günahlar şehri ilan etmişler burayı, günah
çıkarıyorlar kendilerince!.. Ne acı ki, durum boyle. Mekanlarda kırmızı ışıklar
var ve hepsi bina altında, zaten anlıyorsunuz girmiyorsunuz. Yok mu bize güzel
bir cafe derkennnnnn, işte orayı buluyoruz! J
Батумъ olarak adı geçiyor. Foursquare’da bira fabrikası yazınca gelen yer. (Z.
Gamsaxurdia 46, Batum)
Bira 1.3 lari!! Yani, 2tl arkadaşlar! Ben martini ile
başlıyorum denemeye, o 5 lari, J&B 5 lari, yani 7 tl. Tanrım o
whitehouse’da 150tl verdiğimiz şarap yerine 100 bira içerdik demeden
geçemiyoruz, gece boyunca bu olaya gülüyoruz :))
Tüm biraları deniyoruz, martiniyi deniyoruz. Derken “aa
buranın armut suyu meşhur” diyorum, onu da istiyoruz, tabii o tatlı geliyor,
armut suyu bildiğiniz soda arkadaşlar. Tatlı güzel bir şey de, alkol arasında
komik oluyor. Sonra menüye bakarken “aa kapaçuri de var o da meşhur” diyoruz, o
da geliyor. Bildiğiniz büyük mantı.4 adet diye vurguluyoruz. 1’er adet yiyoruz
hepimiz. Yalnız içine bir sos atmışlar o damak tadımızın dışında, o yüzden pek
sevmeyebilirsiniz. Sonunda yeter içtiğimiz yediğimiz diyip taksiye atlayıp,
elde kalan larileri sınır kapısına yakın bir petrolde bozdurup, 8lari’ye harika
bir şarapları var, onu alıp, gümrüğe geçiyoruz. Yasaya göre 3 gün kalmanız
gerek alkol sokmak için Türkiye’ye. 1 taneye izin veriyorlar diye duyuyoruz.
Elimizde bir şarapla giriyoruz. Yalnız duty free bizi dürtüyor, tanrım ne kadar
ucuz diyoruz J
Madem bir şansımız var, alalım, olmadı şarabı bırakırız kayıp 10tl olur diyor,
alıyoruz birer şişe. Sınır kapısında Türk tarafındaki gümrükte durduruluyoruz.
Ankara’dan geldiğimizi, bir daha yapmayacağımızı, bilmediğimizi, ama bunlar
hediye diyerek yalvar yakar bakıyor, yırtıyoruz! Musmutlu otelimizde uyuyoruz.
3.gün Sarp- Akçaabat-
Giresun
Kahvaltımızı yapıp yola koyuluyoruz. 13:00 sularında
Akçaabat’a varıp meşhur Nihat Usta’da köftemizi yiyoruz. O da deniz
kenarında.Şansımıza da yağmur yok yine. Çayımızı da içiyor, keyfimize
bakıyoruz.
16:00 gibi Giresun’a varıyoruz. Tanrım o nasıl trafik oyle! J Giresun’un şehir
planlaması olmamış, “araba ile kim nereden gidiyor?”,”hımm, o yolun sonu mu
var!”, “çıkmaz sokak mı burası? evet nasıl geri gideceğiz?” Gibi dertlerimiz
oluyor bir anda J O
kadar Karadeniz gez, burada sıkıntı çek J
Neyse ki önceden ayarladığımız otelimizi buluyoruz. Tek
kişilik oda 70tl çift kişilk 60tl. Burası butik otel olarak geçiyor. Otelimiz
Lonca Butik Otel.
Karadenizdeki en tatlı otel! Denizi de görüyor odalarımız. Kahvaltıda cam kenarında çiçekler, deniz manzarası eşliğinde klasik kahvaltının dışında ev yapımı kek, fındık ezmesi bulacağınız şirin bir otel. Akşama düğünümüz olduğu için biraz dinlenip hazırlanıyor, düğüne geçiyoruz.
Karadenizdeki en tatlı otel! Denizi de görüyor odalarımız. Kahvaltıda cam kenarında çiçekler, deniz manzarası eşliğinde klasik kahvaltının dışında ev yapımı kek, fındık ezmesi bulacağınız şirin bir otel. Akşama düğünümüz olduğu için biraz dinlenip hazırlanıyor, düğüne geçiyoruz.
4.gün Giresun- Ordu- Havaalanı
Teleferik ile yukarı çıkıp çay içmek en büyük keyif burada! Ne yapılır orada derseniz, Ordu’ya karşı çay içilir, dondurma yenir, keyif yapılır inilir.
Öğle yemeği için ne yapalım derseniz, aslında akşam rakı
balık yapmalık bir mekan ama biz öğleyin gidiyoruz. Köşk Balık Restaurant’ı
tavsiye ediyoruz. Hamsinin mevsimi değil, o yüzden istavrit yiyoruz, yanına
biraları söylüyoruz denize karşı dostlar meclisi ile keyfi yapıyoruz!
Derken bizim uçak vakti geliyor. Meğersem Havaş varmış
Ordu’dan, ama bilmediğimiz için Metro’ya biniyor, Havaalanı kavşağında
(Samsun’a gelmeden 20km önce) iniyor, taksi ile 8tl’ye varıyoruz. Burası belki
de dünyada göreceğiniz enn sessiz havaalanı, “Samsun Çarşamba Havaalanı”. J Uçağımıza daha var, o
yüzden biz de dışarıdaki Venn Garden adlı cafe’de nescafemizi içiyoruz. Hani
bakınca havaalanındasınız ama hiç uçak sesi yok arkadaşlar, güzel bir gün
batımı vardı, kahve içiyoruz falan ama uçak yok sanki, çok ilginçti gerçektenJ Ha bir de, Türkiye’de Bankamatik
olmayan havaalanı neresidir diye soru gelirse, ilk aklınıza burası gelsin J
Uçağımıza biniyoruz, Ankara’ya dönüyoruz. Bir başka yazımda, görüşmek üzere…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder